DENEME-07
20/1/2008 · Kategori: Denemeler
KAYNAĞA DOĞRU
Toprağın derinliklerinde, kabuğunu çatlatmak isteyen tohumlar gibiyiz. Yeşermek isteriz. Kalıbımıza sığamadığımızdan, gün gelir karanlıklar arasında yemyeşil bir ot olarak bitiveririz. Karanlıklar içindeyizdir ama inancımız kuvvetlidir aydınlığın varlığına dair. Bu güçle yırtarız bizi karanlığa gömen kayaları narince. Işıklı hayallerimize süzülürüz karanlıklar gerçekliğinin içinden. Kapkaranlık gerçekler diyarından, aydınlık hayallere… Belki de aydınlık zannettiğimiz gerçeklere…
Gün ışığını tadınca, öyle seviniriz ki, aydınlık neşeler öyle kaplamıştır ki her bir zerremizi, rüzgârlarla dans ediyorken buluruz kendimizi toprağın üzerinde, karanlıkların üzerinde... Çılgınca tırmanırız semaya doğru, sabırsızca büyüyerek… Feleğe, aydınlığın kaynağına doğru… Karanlıklardan uzaklaşarak… Kat ettiğimiz mesafe artarken dallar vermeye başlarız dört bir yana. Dallarımız yanlara açılsa da, ucumuz hep ona koşmaktadır.
Hayalimize koşmaktayız delilercesine. Ona olan aşkımızdan vazgeçememekteyizdir. Yükseldikçe yüceleriz kendimizce. Biz yüceldikçe, karanlığın derinliklerine alçalttığımız köklerimizi unuturuz. Parıldayan hayallere çıktıkça, karanlığa gömüldüğümüzü anlayamayız.
Fark edemeyiz bir türlü doyumsuzluğa süründüğümüzü, yaşlanana dek bazen. Yaş halkalarımız arttıkça, aydınlık hayallerimizin hala ışıl ışıl olmasına karşın, vücudumuz çaresizce kemirilmektedir. Çürümeye yüz tutmuş bedenimiz, içinden çıkılamayan son güz mevsiminin karanlığına yaklaştığımızı ürkütücü bir biçimde haber veriyordur artık. Feleğe tırmanmakla yaşlanan biz, feleğini şaşırmış kocaman bir ağacızdır şimdi. Geçmişimize bakarız. Rüzgârlarla dans ettiğimiz anlar… Çılgınca dikine giden gençliğimiz… Doyumsuzluğa giden hayatımız doyuma erişmediğimiz bir noktada bırakmıştır bizi doyumsuzluk yolunda, sonsuzluk yolculuğunda. Korkakça aşağıya bakarız yükseklerden. Dal budak salmış, meyveler ikram etmiş ağaçları görürüz ayaklarımızın dibinde. Kimi dansöz otlar da, zehirli sarmaşıklar olup sarmıştır ağaçların etrafını. Yaz kış demeden sapasağlam vücuduyla yağmur duası eden yeşil yeşil ağaçlara karşılık bomboş şekilde dikilmişizdir ormanın ortasında bir sap gibi. Kapkaranlık bir ecelin parmakları yaklaşıyordur ensemize doğru. Çoğundan daha yakınız aydınlığın kaynağına belki ama ensemizde bekleyen o korkunç karanlıkla, bir baltaya bile sap olamayan ibretlik bir kazık olarak çürümeye çok yakınızdır artık...
Karanlıklardan pınar gibi fışkırıp, parlak vadilerden deniz aşkıyla çağlayan coşmuş dereler olup, kocaman bir şelale olarak çıkmaz uçurumlarda köpürerek sonlandığın oldu mu hiç? Meyveler veren yüce bir ağaç olmak isterken, ayaklar altında kalıp ineklere yem oldun mu sen? Kanatlanıp uçan kelebeklere dönüştükten sonra, kelebekler gibi az sürdü mü sevincin senin? Uzun süre derya olduğunu sanıp, su birikintisi olduğun gerçeğiyle yüzleşmenin şokunu yaşadın mı hiç? O zaman gözlerini dört aç ve nereye doğru süründüğüne çok dikkat et! İster güneşin saygınlığına tırmanılsın, ister dehşetli karanlıkların kaynağına. İsteyen gece olsun, isteyen de geceleri aydınlatan ay… Çıkmaz döngülerden ibaret olan bu dünyada, asıl kaynağı unutmuşsa bir insan, bu ağaçtan bir farkı olmayacak. Yolunda çırpınmakta olduğumuz her kaynağın kaynağı olan asıl kaynağa, yegane kaynağa, yüce yaratıcımızın huzuruna gitmekteyiz. Bu kaynağa gitmekte olduğumuzu aklımızdan hiç çıkartmayalım kardeşler…
Murat AYDIN
(23 Aralık 2007, 15:20)
2 yorum yazılmıştır
Yazan:songül | Tarih: 2009-01-01 22:02:35Konu: tebrikler
ellerine sağlık murat çok güzel anlatmışsın
ne yetenek varmış sende :)
Bağlantı » »
Yazan:ALEYNA | Tarih: 2008-01-24 16:33:24Konu: ALEYNADAN İLK YAZI
MURAT ABİ BUNA YORUM YAZMAMIŞLAR BEN BİR TANE YAZİMDE MUTLU OL BARİ :d YAZINDA BİRŞEYLERİ ANLATMAYA ÇALIŞMIŞSIN.UMARIM ANLAMIŞLARDIR
Bağlantı » »