DENEME-04

20/1/2008 · Kategori: Denemeler

İNSANOĞLUNUN MUTLULUĞU ARAYIŞI

İnsanoğlu bu hayatta, mutluluğun peşinden gitmekten kendini alıkoyamaz. Her insan mutlu olmak için, stresli olmamak için, huzur içinde yaşamak için, rahat, tasasız, dertsiz, hastalıksız geçinmek için, ruhsal, bedensel ve duygusal ihtiyaçlarını doyurmak için bir yaşayışın arayışı içerisindedir.

Herkes kendi ihtiyaçlarını tanımlar kendi zihninde. Ben bunu istiyorum, şu şöyle olsun, bu böyle olmasın, ben şu olayım, şu beni böyle tanısın, falan kişiyle ya da falan kişilerle şöyle ilişkilerim, böyle muhabbetlerim olsun gibi amaçları vardır insanların. Herkesinki farklıdır. Bir çocuk büyüyünce doktor olmak isterken küçük bir kız ileride öğretmen olmak ister. Çocuk dışarıdaki arkadaşlarıyla oyunlar oynamak ister, oyunlar oynarken oyunları kazanmak ister, bazı çocuklar kavga edip güçsüzleri dize getirmek ister, bazı kız çocukları da yeni yeni bebekler almak ister, evcilik oyunları oynamak ister. Çocuklar bisiklet ister, araba ister, çocuk kızı severse onu elde etmek ister, onunla konuşmak ister. Çocuklar şefkat ister, merhamet bekler, kendileriyle ilgilenilmesini isterler. Okul çağına geldiklerinde istekleri değişir, arkadaşlıklarla ilgili istekler, amaçlar artabilir, karşı cinse ilgiler başlar, başarılı olma isteği derslerde kendini gösterir. Çocuk biraz daha büyünce istekler de büyür, çocuk değişir istekler de değişir. Orta okula gelmiş bir kız çocuğu artık evcilik oynamak istemeyebilir. Liseye gelmiş bir erkek çocuk artık oyuncak arabalara ilgi duymayabilir. Derken üniversite başlar, üniversite biter. Bazılarının okul hayatı lisede, bazılarınınki ise henüz ilkokulda sona erer. Sonuçta her insan, hayatı farklı farklı çağlarda, farklı farklı amaçlarla, isteklerle yaşamaya çalışır. İnsan yaşlanınca bile hala istikrarlı bir şekilde bir şeyler istemeye devam eder. İnsan bir ömür boyu çeşitli amaçlarla yaşar bu dünyada. Tüm bu isteklerin, arzuların, heveslerin, amaçların çıkış noktasıysa, doktor olmak istemenin de kız arkadaşını elde etmek istemenin de asıl çıkış noktası, asıl amacı, asıl varılmak istenen yer mutluluktur. Tatmin olmaktır… Ruhsal, bedensel ve duygusal olarak yaşanılabilecek bir tatminlik duygusu. İşte tüm bu örneklerdeki kişilerin tek çabası budur.

İnsanlar, elde etmeyi arzuladıklarını elde ettiklerinde mutlu olacaklarını hissettikleri için onları arzuluyorlar. Ama onu elde ettiklerinde kesinlikle tatmin olmuyorlar, artık başka şeyleri arzulamaya devam ediyorlar. Onları da elde ettiklerinde yine tatmin olmuyorlar, yine istiyorlar, yine alıyorlar, elde ediyorlar, sonra tekrar başka şeyler istiyorlar…. Bu nereye kadar sürer derseniz, ölene kadar sürer diyebilirim. Aynı imkanlara sahip olan iki kişiden biri çok mutluyken diğeri mutsuz olabiliyor. Hatta para bakımından, ün bakımından, makam ve mevki bakımından mükemmel olan bir çok ünlü, fakir bir baba kadar mutlu olamıyor. Mutluluk insanın nelere sahip olduğuyla, ne kadar şana şöhrete sahip olduğuyla, ne kadar yüksek mevkide olduğuyla, ne kadar yaşadığıyla ilgili değildir, mutluluk insanın neler hissettiğiyle alakalıdır. Bakın ne anlatıyor Bediüzzaman Said Nursi hazretleri: “Evet, gayet zengin ve işsiz, istirahat döşeğinde her şeyi mükemmel bir efendiden sor, ‘Ne haldesin?’ Elbette, ‘Aman vakit geçmiyor; gel bir şeş beş oynayalım. Veyahut vakit geçirmek için bir eğlence bulalım’ gibi müteellimane(acı çekercesine) sözleri ondan işiteceksin. Veyahut tul-i emelden(sonsuz tükenmez arzu ve istek) gelen, ‘Bu şeyim eksik; keşke şu işi yapsaydım’ gibi şekvaları işiteceksin. Sen bir musibetzede veya işçi ve meşakkatli bir halde olan bir fakirden sor, ‘ne haldesin?’ Aklı başında ise diyecek ki: ‘Şükürler olsun Rabbime, iyiyim, çalışıyorum…”  Neden elde ettiklerimize rağmen, şartlarımıza rağmen, yaşanılan kocaman güzelliklere rağmen bile gönlümüz huzurla dolu olamıyor?

İnsan, amaçlarla yaşıyor bu dünyada diyoruz. Amaçsızlık insanı strese sokar. Depresyon içindekilerin bir çoğu amaçsızlıktan ötürü, neyi istediklerini bilmediklerinden ötürü, niçin yaşadıkları konusunda bir belirsizlik içinde oldukları için depresyondadır. Bazıları da neyi istediğini bilir ama onu elde edemediği için strese girer, üzülür, mutsuzluk yaşar. İlginçtir ki o insana, o istediğini verseniz, onu alıp o istediği mevkiye getirseniz, istediği duyguları ona yaşatsanız o insan bir süre mutlu olacak ama sonra başka şeyler isteyecek. Bu sefer yine strese girecek, yine aradığı huzuru bulamadığını haykıracak kalbi. Sürekli tatmin olmanın, mutlu olmanın yolunu arayacak, ömrünün sonuna kadar ararken gerçek anlamda huzuru bulamayacak. Niçin böyle bir çıkmaz yolda ilerleyelim ki? Bunun mantıklı bir tarafı yok ki. Aklımızı başımıza alıp, düşünüp taşınıp, doğru yola girmemiz gerekmiyor mu? O halde önce biz niye yaşıyoruz?, niye geldik bu dünyaya?, neyi amaçlamalıyız ki huzuru bulalım? gibi soruları sormalıyız kendimize. Yüce Allah bizi bu dünyaya boş işler için göndermez elbet. Bizi yüce bir amaç için bu dünyaya gönderdi. Rahmeti bol olan malikimiz çok sevdiği yaratık olan insanı bu dünyaya mutsuzluğa mahkum etmek için yollar mı? Şefkatli yaratıcımız bizim en güzel mutluluklara, en güzel huzurlara ulaşmamız için ne yapmamız gerektiğini, yaratılış amacımızı yüce Kuran’da şöyle beyan ediyor: “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım (Zariyat suresi, 56. ayet.)”  İşte sonsuz huzurun, sonsuz mutluluğun yolu. Allah, nasıl yaşamamızı öğrenmemiz için de, ona nasıl kulluk etmemizi öğrenmek için de bize Kuran’ı ve sevgili peygamberimizi (sav) gönderdi. Kuran’ı kendimize rehber edindiğimizde Alah’ın istediği gibi yaşamış oluruz ki mutluluk, huzur kesindir bu yolda, hatta geçici değil sonsuzdur. Eğer samimi duygularla Kuran’ı yaşarsak işte sonsuz huzurun yolunda ilerlemiş oluruz. Aynı yoldan tüm peygamberler, tüm evliyalar, tüm veliler geçti, hepsi de son nefeslerini sonsuz huzur içinde verdi, biz daha hangi mutluluğu, hangi huzuru arıyoruz ki? Boşuna aramayalım, yok çünkü! Bizler peygamberimizin yolundan gitmeye çalışalım. Mevlana diyorki “Ben peygamberin(sav)yolunun tozuyum…”  Bu yoldan başka hiçbir yol biz insanları tatmin edemez. Diğer tüm yolların hepsi de çıkmaz yollardır. Diğer yollardan hangisine girilirse girilsin kısır bir döngüye girilmiş olunur. Ulaşabileceğimiz en mükemmel kişilik, en tatmin edici karakter, bürünebileceğimiz en yüce kimlik hiç şüphe yok ki peygamberimize kapasitemizce benzemeye çalıştığımızda ortaya çıkandır. Allah bizlerin yüce islam ahlakıyla ahlaklanmamızı, peygamberimiz(sav) gibi yaşamamızı sağlasın.

Murat AYDIN

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »